<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kidonya ve Αϊβαλι &#187; Kadın</title>
	<atom:link href="http://www.kidonya.com/category/kadin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kidonya.com</link>
	<description>Ayvalık Haber Blogu</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Jul 2010 08:35:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>BOŞLUĞUN GÖZYAŞLARI</title>
		<link>http://www.kidonya.com/agaclar-kesildi/</link>
		<comments>http://www.kidonya.com/agaclar-kesildi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Nov 2007 10:42:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Turgut Baygn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Site Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kidonya.com/agaclar-kesildi/</guid>
		<description><![CDATA[Kentler değişirler, nüfusları artar; büyür. Kentler soluk alır, kavga eder, gülümser, ağlar. Bir insanın tarihinde ne varsa kente geçer; kentin tarihi de insana. Bazı tarihleri kent unutmak istemez insan unutturur; bazılarını da kent unutmak ister insan hatırlatır. Böylesi bir girizgahın ardından bir edebi metin, bir tarih yazısı, bir biyografi falan gelmeyecek baştan söyleyeyim; yazıya devam… [...]


İlgili yazı yok.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.kidonya.com/wp-content/uploads/kesikagaclar.jpg" align="left" height="361" hspace="5" vspace="5" width="270" /></p>
<p><font face="Times New Roman" size="3">Kentler  değişirler, nüfusları artar; büyür. Kentler soluk alır, kavga  eder, gülümser, ağlar.  Bir insanın tarihinde ne varsa kente  geçer; kentin tarihi de insana. Bazı tarihleri kent unutmak istemez  insan unutturur; bazılarını da kent unutmak ister insan hatırlatır.  Böylesi bir girizgahın ardından bir edebi metin, bir tarih yazısı,  bir biyografi falan gelmeyecek baştan söyleyeyim; yazıya devam…</font>      <font face="Times New Roman" size="3">Tanık  olmak yalnızca insana has bir özelliktir; tanıklığın kuralı görmek,  duymak ve aktarmaktan geçer; aslında romantik bir bakıştır kentlerin  de tanıklığı. Gerçekte yaşamayandır kent; insanıyla yaşayandır  ancak. Terkedilmiş köyler ya da bir evin bahçesinin nasıl yalnızlığını  haykırdığını biliriz; insan yoksa kent de yoktur; tarih de… </font></p>
<p><font face="Times New Roman" size="3">Ancak  şu da var ki insanların eylemleri o kente geçer. Meydanlarına işlenir,  duvarlarına yazılır, şiirlerde söylenir, türkülerde çağrılır,  öykülerinde hayat bulur; biri bir sokak çeşmesi yapar ve hatırlansın  diyedir üzerine düşülen not <strong><em>‘…. hayratı’</em></strong>; çünkü  suyu içen kişi, merhametle uzanmış bir eli yüz yıl sonra da olsa  kavramıştır; tanımasa da minnet duyar; aslında küçük bir şeydir  bu eylem; bir avuç sudan ibarettir. Biri bir ağaç diker, sonra biri  gölgelenir, soluk alır; o içten teşekkür bütün bedelleri karşılamaya  yeterlidir.</font><span id="more-204"></span></p>
<p><font face="Times New Roman" size="3">Söz  döndü dolaştı meydanlara çıktı. Meydanlar önemlidir. Kavga meydanlarda  verilir, hayat meydanlarda atar, saatler meydanlarda döner, heykeller  meydanlara yapılır, imzalar meydanlarda toplanır, otobüsten meydanda  inilir, sevgiliyle meydanda buluşulur, meydanlarda soluklanıp bir  bardak çayda eritilir denizin tuzu…. </font></p>
<p><font face="Times New Roman" size="3"><em>‘Ben  çocukken…’</em> diye başlayan tümcelerde en çok uğrak yeri meydanlardır<em>.  ‘Şurda bir kahvehane vardı sen bilmezsin….’, ‘ Burada bir  gazino vardı eskiden, sen bilmezsin…’</em> gibi tümcelerin altında  niye hep bir <strong><em>‘öne geçme’</em></strong> söz konusudur. Ordaki  sinemayı hatırlamak, ordaki kahvehanede çay içmiş olmak niye gurur  vericidir? </font></p>
<p><font face="Times New Roman" size="3">En  son <em>Şeytan Sofrası</em> mevkiinde çıkan orman yangınında o gün  çocuk olanlara karşı mağlubiyetimiz içinde bir galibiyetimiz oldu  farkında mısınız ? <em>‘Bir zamanlar bir manzara vardı burada,  sen hatırlamazsın….’</em>  Diye başlayacağız artık söze….  Keşke ‘Sen hatırlamazsın’ ları <strong><em>‘Sen de görseydin’</em></strong>e  dönüştürebilmeyi kendimize dert bilsek. Yangında ağlayan insanlar  biliyorum; ağladığımız sadece ağaç mıydı ? Manzara mıydı  ? Yoksa aslında çocuklarımıza verecek bir yanıtımızın daha eksilmesi  miydi ? </font></p>
<p><font face="Times New Roman" size="3">O  zaman en azından sözümüze nasıl sahip çıkabiliriz ? Bugün Kaz  dağlarını <strong><em>Kaz</em></strong>’ıyıp kazanma derdinde olanlarla,  yarınlarından utanmak istemeyenlerin <strong><em>Kaz’</em></strong>ını yoldurtmamasının  mücadelesi sürüyor. Kaz dağlarının dili yok konuşamaz, canı  yok acıyı bilmez, en nihayetinde taştan oluşmuştur. Ancak insan  olmanın bir özelliğidir taşa taş olarak bakmamak, dağı dağ olarak  görmemek, ağacı sadece bir bitki olarak bilmemek. </font></p>
<p><font face="Times New Roman" size="3">Sabah  otobüsten meydana indiğimde, belleğim beni yanıltmıyorduysa çay  bahçeleri yerinde, otobüs durağı yerinde, bankalar, dükkanlar yerinde,  sinema yerinde, hatta çöp kovaları bile aynı yerinde olmalıydı.  Çünkü ben bunu dün görmüştüm ve hafızam yeni görüntüyü  dünkü görüntüyle karşılaştıracaktı; karşılaştırdı da….  Sinemanın önündeki ağaçlar yerlerinde yoktu. Belli ki çağa uygun  modern bir görünüme kavuşacaktı kentimiz kim bilir ? Belki de birileri  kesilmesini istemişti ?  Eğer ki yeni bir meydan oluşturma çerçevesinde  o ağaçlar yok edildiyse sormak istiyorum : <strong><em>Hangi modernizm anlayışında,  hangi gerekçe yeşilin (hele ki meydan gibi sınırlı bir  alanda) yok edilmesini haklı gösterir</em></strong> <strong><em>?</em></strong> Neden  bizim bugünümüzün bedelini üç dört ağaç ödüyor ? Her şeyin  yolunda gitmesini sağlayacak mı ? Daha mutlu olacak mıyız ? Bütün  sorunlarımız ortadan kalkacak mı? <strong><em>Yerine daha güzel, daha  inanılmaz ne koyacağız ? </em></strong></font></p>
<p><font face="Times New Roman" size="3">Kentler değişirler, nüfusları artar;  büyür. Kentler soluk alır, kavga eder, gülümser, ağlar. Kentler  ağlarlar da evet, ağlarlar ya ne sandınız; gidip oradaki boşluğa  bakarsanız gözyaşlarını görebilirsiniz belki… </font></p>


<p>İlgili yazı yok.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kidonya.com/agaclar-kesildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mihenk Taşı Bildim Seni Yaşadığıma</title>
		<link>http://www.kidonya.com/mihenk-tasi-bildim-seni-yasadigima/</link>
		<comments>http://www.kidonya.com/mihenk-tasi-bildim-seni-yasadigima/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2007 17:57:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Turgut Baygn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Site Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kidonya.com/mihenk-tasi-bildim-seni-yasadigima/</guid>
		<description><![CDATA[İki dağ; arada Ege denizi, adacıklar. İki ada; Cunda ve Midilli;binlerce yıldır bakışıyorlar. İki dağ; ikisi de süslenip püslenmiş; düşman çatlatıyorlar. Midilli’den bize doğru bakan dağ, başına duvağını geçirmiş; karşısında Kaz dağları; o da aşağı kalmamış tabii, duvağı başında, zülüfleri Ege denizinde. İkisi de her sabah saçlarını tarıyor suyun aksinde. Bu dağlar her kış böyle [...]


İlgili yazılar:<ol><li><a href='http://www.kidonya.com/yerel-secimler-oncesi-pazarliklar-kizisti/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yerel Seçimler Öncesi Pazarlıklar Kızıştı'>Yerel Seçimler Öncesi Pazarlıklar Kızıştı</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İki dağ; arada Ege denizi, adacıklar. İki ada; Cunda ve Midilli;binlerce yıldır bakışıyorlar. İki dağ; ikisi de süslenip püslenmiş; düşman çatlatıyorlar. Midilli’den bize doğru bakan dağ, başına duvağını geçirmiş; karşısında Kaz dağları; o da aşağı kalmamış tabii, duvağı başında, zülüfleri Ege denizinde. İkisi de her sabah saçlarını tarıyor suyun aksinde. Bu dağlar her kış böyle gelin oluyor da düğünleri ne zaman? <em>Düğünleri baharda.</em></p>
<p><span id="more-131"></span><br />
Mevsim bahara dönüp, düğün hazırlıkları başladığında, iki nazlı gelin duvağını yavaş yavaş sıyırır eteklerine. Zülüfleri duvağıyla birlikte, ağır ağır süzülür Ege’ye. Sıradağ olup omuz omuza yaşamak ta vardı ama, böyle göz göze bir hasretin de aşkla yakın bir ilişkisi var. Dağların yaşamadığını düşünürüz bir de, ne de olsa taş işte; hele sen bir mayıs günü açılıp saçılmış, her türlü renge bürünmüş o eteklerinde bir dolaş ta… Gör ki nasıl konukseverdirler, nasıl da dile gelirler. Yine de ketum bir tarafları vardır; pek tabii ki dağ demişiz onlara; ser verirler sır vermezler; yamacında kurulan uygarlıklara, isyan eden eşkıyaya, gelip geçen onca insana, hayvana, bitkiye tanıktırlar da, sormadan da söylemezler. Soracak olursan da anlatırlar elbet…<br />
İki dağın da bir ortak yanı vardır, Ege denizini saymazsak. Hem o Ege denizi ki Kaz dağlarından aldığı selamı poyrazla öyle bir götürür ki Midilli kıyılarına; yanıtı lodostan gelir. Lodos yağmur demektir; her yağmurda körfeze bir aşk, bir özlem, bir türkü dökülüverir. Bir ortak yanı da vardır ki Ege’den başka, o da aynı uzak sevdayı daha yakından yaşayan iki düş, iki kara parçası, iki türkü, iki su damlası, iki serçe yüreği, iki nazlı kız, iki bıçkın delikanlı; <em>Ayvalık ve Cunda.</em><br />
Varsayalım ki bugün Ayvalık’ta yağmur yağıyor. Gümbür gümbür bir gökyüzü, hırçın bir deniz, denize biat eden tekneler; hani bu Ayvalık o Ayvalık mı diyesi olsun insanın… Macaron’dan başlıyorum adımlamaya; delilik işte. Eve geç kalmış bir çocuğun sırılsıklam telaşıyla rastlaşıyoruz bir köşede; onu tanıyorum. Dönüp çocukluğuma bakıyorum, dizlerimde aynı kabuk bağlamış yaralar, akşam ezanında eve az mı geç kalan, az mı azar yiyen, bilyelerini yatağın altına az mı gizleyen o aynı çocukluk. Bir çocuk eğer Ayvalık’ta çocuksa, eve erken dönmemeli; gidip top peşinde koşturmalı, uçurtma uçurmalı, terlemeli, azar olasılığına karşın direnmeli bilyelerin peşinde. Bizim olan o tepelerden soluk soluğa süzülmeli mahallesine; yoksa bu tepeler, bu deniz, bu sokaklar, bu omuz omuza evler, bu gürül gürül güneş ne için var?<br />
Sakarya’ya doğru birden bire bahar bastı ortalığı. Bahar da böyle birdenbire gelmezdi ya; geldi işte. Çatılardan süzülen yağmur damlalarının daracık arnavut kaldırımlarında hızla eriyişiyle, güzel bir türküyü daha bağrına bastırdı sokaklar. Bu kadar yağmur yağdı ama suyun sesini bir sokak çeşmesinden dinlemenin güzelliği bir başka; elimi sarımsak taşlarından kaidesine dayıyorum çeşmenin; ellerimde yüz yıllık bir sıcaklık; belki Rumca, belki de Türkçe bir sıcaklık bu. Su içmek değil ki derdim; suyu dinlemek. O konuştukça içlenmesi bütün sokakların; hele ki her evde bir musluğun akmadığı o günlerde ne kadar da saygı görürdü insanlardan… Birer birer yitip giden o çeşmelerin buruk öyküsü, bir insanın acısından daha mı az?<br />
Yağmur zamanı bir adanın kuytusuna sığınan tekneler şimdi dönüyorlar. Babaları işten eve dönen çocukların heyecanı gibi, martılar doluşuyorlar peşlerine. Denizin üzeri yağmur yorgunu martılarla dolu; tavuk adasına kadar sıralanmışlar, yanlarında belirip kaybolan karabataklarla, güneşin tadına varıyorlar.<br />
Karşıya gitmeli; Cunda’ya. Kimine göre Cunda, kimine göre Alibey; adanın bende bıraktığı imgeye gidiyorum; adı ne olursa olsun. İskeleye adımımı atıyorum; buyur ediyor. İnsanın ya dostu ya da annesi <em>‘Karnın aç mı?’ </em>diye sorarmış; <em>‘Karnın aç mı ?’ </em>diye soruyor, <em>‘Hayır’ </em>diyorum, <em>‘Ama bir fincan kahveni içerim’…</em><br />
Aynalar… Aynalar ki aksimiz mi yoksa görmek istediğimiz mi? Yüksek tavanlarda yuvalamış kırlangıçlar, Taşkahve’ye gelen herkese <em>‘Hoş geldin’ </em>diyorlar. Bu dünyada yuva yapmak için; evini, yavrusunu, insanlara <em>‘güven’ </em>duyarak, bir arada yaşamanın seçildiği kaç mekan kaldı ki?<br />
Biliyorum, yukarıdan şöyle bir baksak, upuzun saçlarını denize doğru tarıyor gibidir Cunda’nın sokakları. Burada kim yolunu kaybeder ki? <em>Denize doğru akacaksın</em>. Saçlarından okşamaya bir başlayacaksın ki;  kıyıdasın. <em>‘Mis kokulu ada’ </em>dedikten sonra yapmış olmalılar bu sokakları; önce değirmenler dizilmiş olmalı en tepeye, öyle rüzgar ziyan olmasın diye değil; sırtını dayadığı Pateriça’dan aldığı mis gibi bahar kokularını, evlerin kapılarını çalarak, camları tıklayarak, sofalara dolarak, merdivenlere sarılarak, yağ gibi süzülsün diye sulara…<br />
İki dağ birbirlerine nasıl bakıyorlarsa, onlar da birbirlerine bakıyor. Konuşacak olsalar, rüzgar ve martılar; haber uçurucular. Her gün bir <em>‘şükür’ </em>gibi bitiyor sanki. Duymuşlar ki kimi uzak, kimi de yakın başka yerlerde yokmuş böyle şeyler. Aşk yokmuş şimdilerde; önceden varmış ama, şimdi yokmuş. Yağmur yağarmış oralara da ama böyle bir türkü gibi düşmezmiş sokaklara. Rüzgar da esermiş elbet; mis gibi kokmazmış ama sokaklar. Akşam da olurmuş, olmaz mı hiç ! Diyorlar ki bir başka kavuşuyor güneş; oysa her bir ev, ayrı bir kızıllığa bürünüyor burada; akşamın farkına varmayan olmaz Ayvalık’ta ama, başka yerlerde böyle değilmiş. Sanki şöyle diyesiymiş güneş:  <em>‘Siz gelin bir de burada görün akşamı!’…</em><br />
Kuşlar insanlara böyle yakın durmazmış başka yerlerde, yaz geceleri mahalleli kapılarda çay demlemezmiş. Kediler  yokmuş, martılar yokmuş. Karabataklar bir görünüp bir kaybolmazmış; bu cilveyi hiç yapmazlarmış. Tepeleri çam kokmazmış, tepelerinde zeytin yokmuş.  İşte buralar hem yakınmış hem de uzak.<br />
Şöyle seslendi Cunda: <em>‘Neye yarar saçlarım mis kokmadıktan sonra ? Sana iyot kokusuyla ellerimi sunacağım!’. </em><br />
Şöyle söyledi Ayvalık: <em>‘Sen iyiliğinden haber ver, yerli yerinde mi güzelliğin ?’</em><br />
Dağlar da tekrarladı bunu; deniz de; <strong><em>biz de….</em></strong></p>
<p>TURGUT BAYGIN</p>


<p>İlgili yazılar:<ol><li><a href='http://www.kidonya.com/yerel-secimler-oncesi-pazarliklar-kizisti/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yerel Seçimler Öncesi Pazarlıklar Kızıştı'>Yerel Seçimler Öncesi Pazarlıklar Kızıştı</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kidonya.com/mihenk-tasi-bildim-seni-yasadigima/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VATAN TOPRAĞINDA GÖZÜ OLAN BİR ERMENİ !</title>
		<link>http://www.kidonya.com/vatan-topraginda-gozu-olan-bir-ermeni/</link>
		<comments>http://www.kidonya.com/vatan-topraginda-gozu-olan-bir-ermeni/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2007 11:08:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Turgut Baygn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Site Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kidonya.com/vatan-topraginda-gozu-olan-bir-ermeni/</guid>
		<description><![CDATA[Hrant Dink öldürüldü; kimin yaptığı, kimlerin yaptırdığı, amacın ne olduğu konusunda çok yazıldı, çok söylendi; söz etmek istediğim konu Hrant Dink öldürüldükten sonra ortaya çıkan tepkilerde kullanılan “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeni’yiz” sloganlarının sonrasında, oluşan ruh hali. Olay gerçekleştikten birkaç gün sonra tepkiler ayyuka çıktı. Yakını ölmüş bir insandan, eğer ölen şahsın borcu varsa ölüm acısının [...]


İlgili yazılar:<ol><li><a href='http://www.kidonya.com/agaclar-kesildi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: BOŞLUĞUN GÖZYAŞLARI'>BOŞLUĞUN GÖZYAŞLARI</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.armeniapedia.org/images/thumb/c/cc/Hrant_dink_2-crop.jpg/200px-Hrant_dink_2-crop.jpg" align="left" height="179" width="153" />   Hrant Dink öldürüldü; kimin yaptığı, kimlerin yaptırdığı, amacın ne olduğu konusunda çok yazıldı, çok söylendi; söz etmek istediğim konu Hrant Dink öldürüldükten sonra ortaya çıkan tepkilerde kullanılan “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeni’yiz” sloganlarının sonrasında, oluşan ruh hali.</p>
<p>Olay gerçekleştikten birkaç gün sonra tepkiler ayyuka çıktı. Yakını ölmüş bir insandan, eğer ölen şahsın borcu varsa ölüm acısının sıcaklığıyla, o borç istenmez de birkaç gün sonrasında söylenir ya, Hrant Dink’in ölümünün henüz yeni olduğu günlerde medyadan da, siyasilerden de, yurttaşlardan da bu yönde bir karşı tepki gelmedi, ancak ölüm sıradanlaşmaya başlayınca tepkiler, söylenmeyenler, söylenmesi elzem olanlar, dile getirilmeye başlandı. Bir gazetenin ‘Hepimiz Türk’üz’ posteri verdiğini gördüm, yerel ve ulusal basında söylem değişmeye başladı, futbol maçlarında pankartlar açıldı, siyasiler ağız değiştirdi hatta cenazeye katılmadılar.<span id="more-470"></span></p>
<p>Bu tepkilerin de en az diğer tepkiler kadar olağan karşılanması gerektiğini düşünüyorum ama, karşı tepkilerin söylemek istedikleri hakkında da düşüncelerimi dile getirmek istiyorum.Yazıya devam etmeden önce Nevzat Çelik’in çok önemli dizelerine kulak verelim..</p>
<p>…türkiye’de kürt olacağız<br />
kürtlerde ermeni<br />
ermenilerde süryani<br />
gidip almanya’da türk olacağız<br />
hollanda’da surinamlı<br />
fransa’da cezayirli<br />
iran&#8217;da azeri<br />
amerika&#8217;da zifiri zenci olacağız<br />
çoğalan zencide mutlaka kızılderili<br />
israil&#8217;de filistinli<br />
köpeğin karşısında kedi<br />
kedinin karşısında kuş olacağız<br />
kuşun karşısında börtü böcek<br />
hakemler hep karşı takımı tutacak<br />
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı…</p>
<p>(itirazın iki şartı)<br />
Köpeğin karşısında kedi olmak, kuşun karşısında börtü böcek olmak; ne zor bir durumdur hiç düşündünüz mü? Zor olduğu kadar da önemlidir. ‘Hepimiz Ermeni’yiz’in altında bir sahip çıkma vardır; düşüncesi, işi gücü, ırkı, dili, rengi, dini, tuttuğu takımı, inandığı dünya görüşü ne olursa olsun, hiçbir gerekçeyle insanın şiddete uğramaması gerektiğinin kısacık bir özetidir Hrant olmak, Ermeni olmak.</p>
<p>Doğuştan var olan durumlar hakkında konuşmayı, tartışmayı her zaman gereksiz ve tehlikeli buldum. Hiç kimse Afrika’da doğmayı seçemez, kadın olmak ya da erkek olmak sonradan kazanılmamıştır. Zenci olmak ta, sarışın olmak ta bizim seçimimiz değildir. Ne sarı saçlı zenciden daha güzeldir, ne İngiliz olmak Arap olmaktan daha iyidir, ne de erkek olmak kadın olana karşı bir üstünlük gerektirir. Hiç kimse var oluşu üzerinde söz hakkına ve değiştirme gücüne sahip değildir. Böylesi noktalar üzerinde tartışmak üzücüdür.</p>
<p>Özgür düşünceye, insanların temel haklarına, birey olma özgürlüğüne sonuna kadar sahip çıkma ve saygı duymanın tepkisidir yeri geldiğinde hepimizin Hrant, hepimizin Ermeni olabilmesi. Eğer ki Bağdat bombalanıyorsa Bağdatlı olmak, bir kadın kocasından dayak yiyorsa kadın olabilmek, babasız bir çocuk varsa kendini öksüz sayabilmek, Amerika’da zenci olabilmek, Müslümanlara terörist gözüyle bakılıyorsa tam da orda Müslüman olabilmek ama, Suudi Arabistan’da da gidip Yahudi olarak yaşayabilmeyi savunabilmektedir bütün iş. Yani taşın altına elini sokabilmek…<br />
Dünyaya uzaydan bakılınca sınırlar yok; aynı gök kubbenin altında yaşıyor olduğumuzun ayrımına varabilmek için belki de çok geç ama, yine de insanlığın bir parçası olduğumuzu anımsamak için de önemli. Nasıl ki ekmeğin Ermeni’si, suyun Kürd’ü, çayın İsrail’lisi, salatalığın Romanya’lısı olmuyor ve hatta bunları yazarken ve muhtemelen siz bunları okurken de saçma bir gülümsemeyle yaklaşıyorsanız, insana da yalnızca insan gözüyle bakmamızın önündeki engel nedir ?</p>
<p>Yanlışları da doğruları da yapanlar insandır. Irkları, cinsiyetleri, dinleri yanlış yapmamıştır. Ya da ürettiklei doğrular sadece ırkları, cinsiyetleri, dinleri yüzünden değildir. Aynen cinayeti işleyen şahsın Trabzonlu olmasını, bütün Trabzon’a mal edilmesinin saçmalığı gibi. İşte size yazının özeti; tam da bugün Trabzonlu olabilmektir mesele…</p>
<p>Her ne sebeple olursa olsun bir katilin kopyaları gibi başa beyaz bere takıp dolaşanlara inat hepimizin bir Hrant yönü olmalı. Bir katil hiçbir zaman övgüyü hak etmez…</p>
<p>Ve son söz Hrant Dink’ten; Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmanın, yaşadığı yere koşulsuz saygısının bir açıklaması gibi şu sözlerinden, vatan sevme birinciliğini hiç kimseye kaptırmayanların, durup düşünmesi gereken anlamlar vardır.</p>
<p>“Evet gözümüz var toprağında bu vatanın. Gözümüz var ama koparıp götürmek için değil, en dibine gömülmek için…” HRANT DİNK</p>


<p>İlgili yazılar:<ol><li><a href='http://www.kidonya.com/agaclar-kesildi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: BOŞLUĞUN GÖZYAŞLARI'>BOŞLUĞUN GÖZYAŞLARI</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kidonya.com/vatan-topraginda-gozu-olan-bir-ermeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
